ADA's profileADAPhotosBlogListsMore Tools Help

ADA BLACKSTONE

Occupation
Location
Interests
Hayata pozitif bakın!!Şu kısacık ömürde hiçbirşeyi ertelemeyin...HaYaT ErTeLeNMeZ!!

GENÇLİĞE SESLENİŞ !!

Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 20 Ekim 1927

ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİNİN AÇIKLAMASI

Ey Bu topraklarda bulunan, Türk olan ve kendisini Türk hisseden gençler, Birinci vazifen; Varlığının geleceğini, Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyet'ini sonsuza kadar korumak ve savunmaktır. Varlığının ve geleceğinin tek dayanağı budur.Bu dayanak senin en değerli hazinendir.Gelecekte dahi seni bu hazineden yoksun bırakmak isteyen içerden ve dışarıdan şaşkın, aymaz insanlar olacaktır.Birgün, geleceğini ve cumhuriyetini korumak zorunda kalırsan, bu görevini yapmak için sahip olduğun imkanları ve bu ülkenin koşullarını düşünmeyeceksin. Sahip olduğun imkanlar ve bu ülkenin koşulları uygun olmayan durumlarda olabilir.Geleceğini ve Türkiye Cumhuriyetini yok etmeye çalışan düşmanlar bütün dünyada eşi benzeri görülmemiş bir başarı sahibi olabilir.Zorla veya türlü oyunlarla aziz vatanın her kritik noktalarını; fabrikalarını, madenlerini, üretim ve satış tesislerini,siyasetini, hukuk düzenini, kültür yapısını, yasama organlarını, yargı organlarını,ulaşım tesislerini ele geçirmiş olabilir. Silahlı kuvvetlerini dağıtmış ya da etkisiz hale getirmiş olabilir.Hatta, vatanının her köşesindeki toprakları işgal etmiş olabilir. Bütün bu durumdan daha kötüsü ve önemli olanı, vatanımızda siyasi iktidara gelenler vurdumduymaz, bilgisiz ve basiretsiz hatta ihanet içinde bulunabilirler. Hatta bu siyasi iktidar sahipleri kişisel çıkarlarını ülke çıkarlarından daha üstün tutarak kendi siyasi görüşlerine uygun olanlar ile çıkar birliği içinde olabilirler. Millet, mecburen yılmış ve tepkisizleştirilmiş ve çaresizlik içinde bırakılmaya mecbur edilmiş olabilir. Ey gelecek günlerin teminatı Türk gençliği, İşte bu durumda dahi görevin, Türklüğünü, geleceğini ve Atatürk Cumhuriyet'ini kurtarmaktır.İhtiyac duyacağın tek kuvvet, gerekirse bu uğurda ölebileceğine inanmandır....... (Sevgili arkadaşım asosman'ın yorumuyla....)
Seçtiğim Kitaplar:

GÜZEL SÖZLER...

Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız....Konfüçyüs En insani davranış, bir insanın utanılacak duruma düşmesini önlemektir... NIETZSCHE Çevrelerine uymak icin kendilerini yontanlar, tükenip giderler... R.HULL Küçük şeylere fazla önem verenler ellerinden büyük şeyler gelmeyenlerdir.... EFLATUN Hayat, yaşantı aramak değil, kendimizi aramaktır.... C.PAVESE İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başlari havadadır, doldukça eğilirler... Montaigne Silgi kullanmadan resim çizme sanatına hayat denilmektedir.... John Christian İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur.... Mevlana Rüyaları gerçekleştirmenin en kısa yolu, uyanmaktır... . Gözlerde yaş yoksa, ruh gökkuşağına sahip olamaz...... KIZILDERİLİ ATASÖZÜ Geçmişe dönük keşkelerle yaşamaktansa, geleceğe dönük belkilerle yaşamayı tercih ederim... . Silginiz kaleminizden önce bitiyorsa, yanlışınız çok demektir....

Custom HTML

No content has been added yet.

ADA

HaYaT ErTeLeNMeZ

T aKvİm

Loading...

KEDİLER….

 
 
Kedilerle ilgili bu durumu yeni öğrenmiştim:

Normalde sokak kedisi kendini saldırgan köpeklere karşı koruyabilirmiş.

Bu direnci kıran tek şey neymiş biliyor musunuz:

Sevgi...

İnsanoğlu, eğer bir sokak kedisinin başını okşar ve ona şefkat gösterirse kedicik kendisinin koruma altında olduğunu zanneder ve sivri tırnaklarını içeri çekermiş.

Ve vahşi köpeklerin azgın dişlerini gırtlağında veya itlaf ekiplerinin zehirli etlerini midesinde bulurmuş.


* * *

Küçücük bir dokunuşta gardı düşen ve ölümcül yaralara açık hale gelen sarmanların kaderinde kendi aşk hayatımızın hülasasını buldum.

Biz de Eros'un şefkatine sığınıp, sevdalanınca en mahrem zaaflarımızı ele vermiyor muyuz?

Yıllar yılı ardına sığındığımız barikatların anahtarını gönüllü teslim edip, tırnaklarımızı içeri çekmiyor muyuz?

Sevginin bizi kollayacağına, sarıp sarmalayacağına dair ön kabulümüz yüzünden koruma duvarlarımızı gönüllü kaldırıp, yaralarımızı açık hale getirmiyor muyuz?

Sonra ne oluyor?

Sevdamız en büyük zaafımıza dönüşüyor.

Saçımızı okşayan elin bizi ilelebet kollayacağına inanıyor, tatlı sözlere kanıyoruz. Taklalar atıp, cilveler yapıyoruz.

Ve en ummadığımız anda, en korunaksız halimizle yakalanıyoruz aşkın hoyrat yüzüne...

Şefkatimiz katilimiz oluyor.



* * *
Ders almak mı?

Ne münasebet!..

Daha son ihanetin yarası kabuk bağlamadan, yeni yaralar için aralıyoruz kalbimizin kapılarını...

Zavallı bir kedi yavrusundan farkımız yok aşkın karşısında...

Boynumuzda, kalbimizde pençe pençe darbe izleriyle, her sıcak dokunuşta çocukça uysallaşıp, her hayalkırıklığında "köpek gibi" pişman olarak, her terkedişte acı çekip her dönüşte biraz daha kanayarak, kanayan yerlerimizi kediler gibi dilimizle yalayarak, "Bir daha asla"larla "Daima"lar arasında yalpalayarak yara bere içinde yaşıyoruz.

O yüzden "Melek"ler, içe kıvrık patilerle gömülüyor.

Ve hayata "Şeytan"lar hükmediyor.


* * *

Belki de en iyisi kuyruğu her daim dik tutmaktır...

Şefkate kanmış mefta bir ev kedisi olmaktansa, gardını almış hayta bir sokak kedisi kalmak daha iyidir ...

ALINTI
 
(BENCEDE,ZATEN ASİ,HAKSIZLIĞA TAHAMMÜL ETMEYEN,BAŞKALDIRAN,TÜM ZORLUKLAR KARŞISINDA YILMAYAN SAVAŞAN BİR RUHUM VAR...HAYTA BİR SOKAK KEDİSİ BANA ÇOK BENZİYOR...)

UNUTMA Kİ ;

 
 

UNUTMA Kİ ;

 

Unutma hakiki erkek, yüzlerce erkekten meydana gelir. Zaten bir zaman sonra, yüzlerce erkeğin sana verebileceğini, bir erkekten beklemeyecek kadar olgunlaşmış olacaksın sen de... Bir kadının aradığı o bir tek erkek, her zaman için hayali bir varlıktır. Hiç olmamıştır.... Her erkekte, aradığın erkeğin yanlızca bir parçasını bulursun. Gerçek bir kadın için, gerçek bir erkek, Allah gibidir, her yerdedir ve hiçbir yerdedir. Aşk da budur zaten! Başka bir şey değil..

Aramaktan vazgeç demiyorum, bulmaktan vazgeç....Kadınlar ağlamak için bir erkeğin omzuna ihtiyaç duyarlar... Ama başı dolu kadınlar, erkeğin omzuna ağır gelir... Erkekler kadında kontrol edilebilir zekâ, kontrol edilebilir başarı, kontrol edilebilir yetenek ister. Yani kadının sahip oldukları, erkeğin kontrolünü aşmaya başladığında ilişki biter...

 

                                                                                                                                                                                                                                                     Murathan Mungan

(ÇOK DOĞRU,ERKEKLER YANLARINDA HEP KONTROL EDİP,YÖNETEBİLECEKLERİ KADINLARI İSTERLER...YANLARINDAKİ KADIN ZEKİ,BAŞARILI,GÜÇLÜ İSE BUNU TAŞIYABİLEN ERKEK ÇOK AZDIR...)

''İnternette dolaşırken rastladım bu şiire.''Mailime gelen bir şiiri paylaşmak istedim...

 
Şöyle bir bak tarihe kimdir katledilenler;
Yarı canlı şekilde toprağa defnedilenler.

Atamız adam sanıp paylaşırken aşını,
Cani ruhlu komşusu ezmiş onun başını.

Çoluk çocuk hep birden yok olurken doğuda,
Köylerini terk etmiş korkudan pek çoğu da.

Kesilen kol bacağın haddi hesabı yokmuş.
Günlerce o cesetler ortalıkta hep kokmuş.

Bu ayıbı işleyen sevgili kardeşlere (!)
Minnettar olamazdık teşekkür edenlere.

Onlar ki bu sebepten göçe mecbur eylendi.
Bazısının yollarda öldükleri söylendi.

Hastalıktan dolayı ecel gelince başa,
Güya biz katletmişiz onları; sümme haşa!

Yavuz hırsız bastırır ev sahibini derler;
Bu sözü doğruladı bağıran Ermeniler.

Bir de onlara destek olan gafiller var ya,
Onlar için yalanmış tarihimiz angarya.

Halbuki çıkmadayken hâlâ toplu mezarlar,
Gerçeği hiç görmüyor hain olan nazarlar.

Başımızda var iken yeterince onca dert,
Avukatı olmuşsun Ermeni’nin ey namert.

Seni itle eşdeğer görüyorken Ermeni,
Ne çabuk unutmuşsun şehit olan dedeni.

Tarihe hiç bakmadan özür dilersen ite,
Haksızlık etmez misin bunca yatan şehide?

Varsa damarlarında bir damlacık Türk kanı,
Bölmeye çalışma hiç bu güzelim vatanı.

Boşuna uğraşmayın yaygın olmaz bu illet;
Ancak sizi affetmez asırlarca bu millet!
 
MURAT ARICI

Türklerden Kim Özür Dileyecek?

 1783, 1864, ’93 Harbi (1877-78), 1913 tarihlerini günümüz Türk toplumunda kaç kişi biliyor? Sokaktaki adam için bu tarihler birşey ifade ediyor mu? Sanmıyorum.

BİR GECEDE YOK OLAN KÖY

1783'de Kırım Hanlığı’nın ortadan kaldırılarak Çarlık Rusyası’nın Kırım’ı ilhâkı sonrası Kırım’dan Osmanlı Devleti’ne zorunlu göçler gerçekleşmiştir.

21 Mayıs 1864’ soykırımın sona erdiği tarih 

'21 Mayıs 1864' tarihi ise Çarlık Rusyası’nın Kuzey Kafkasya’yı ele geçirmesi ile birlikte gerçekleştirdiği sürgün ve soykırımın sona erdiği tarihtir.

Çarlık Rusyası ile yaşanılan savaş sonrası Kuzeybatı Kafkasya halkları olan Adıgeler, Ubıhlar, Abhazlar ve Karaçay-Malkarlar nüfuslarının yüzde 95’ini soykırım ve Osmanlı Devleti’ne zorunlu göçten oluşan etnik temizlik ile kaybetmişlerdir.

Ubıhların tamamına yakını öldürülmüştü

En ağır soykırımı yaşayan ve Kuzeybatı Kafkasya’da bulunan Soçi kentinin yerel halkı olan Ubıhların tamamına yakını öldürülmüş, kalan sağlar ise Osmanlı Devleti’ne göçe zorlanmış ve böylece bu halkın tamamı yok edilerek tarihten silinmiştir. Yaşanılan acıların yıldönümü olan ‘21 Mayıs’ yıllardır Kuzeybatı Kafkasya halkları tarafından sessizce anılmaktadır.

Zorunlu göçle, 1 milyondan fazla göçmen bu topraklara geldi

Hicri takvimde 1293 yılına denk geldiği için ‘93 Harbi’ diye anılan savaş ise 24 Nisan 1877 tarihinde Çarlık Rusyası’nın savaş ilanıyla başlamış ve 9 ay 7 gün sürmüştür.

II. Abdülhamit döneminde meydana gelen bu savaş bir yıldan az sürmesine karşın Osmanlı Devleti’nin adeta belini kırmıştır.

Hem Tuna Cephesi'nde, hem de Kafkasya Cephesi'nde süren 93 Harbi, Osmanlı Devleti için büyük toprak kaybına neden olmuştur. Osmanlı Devleti’nin Avrupa ve Kafkasya kanatları kırılmıştır. 93 Harbi, Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecini başlatan önemli olaylardan biri sayılır. 93 Harbi sonrasında Güney Kafkasya ve Balkanlardan Anadolu’ya zorunlu göç ile bir milyonu aşkın göçmen gelmiştir.

Yüzyıllardır sürgün ve soykırıma uğrayanlar Türkiye’de huzur buldu

1783’de Kırım’ın ilhakı, 1864’te biten Kafkas-Rus Savaşı, 93 Harbi, Balkan Savaşı (1912-13), Birinci Dünya Savaşı (1914-18) ve 1923 sonrası Cumhuriyet döneminde Kırım’dan, Balkanlardan, Kuzey ve Güney Kafkasya’dan sürekli zorunlu göç olmuştur.

Bu zorunlu göçler, modern Türkiye’nin nüfusunu, ekonomisini, tarihi ve kültürel yapısını şekillendirmiştir. Karadeniz, Kafkasya, Balkanlar, Ortadoğu, Orta Asya, Türkiye’nin yakın akraba coğrafyalarıdır. Bu bölgeler nezle olursa, Türkiye’nin burnu akar. Bu bölgelerde yüzyıllardır sürgün ve soykırıma uğrayanlar Türkiye’de huzur bulmuşlardır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin nüfusunun yarısı soykırıma uğramış insanların torunları  

‘1783’, ‘1864’, ’93 Harbi’, ‘1913’ tarihlerini bilmeyen Türk toplumu Ermeni Soykırımı iddiaları yüzünden ‘1915’ tarihini bilmektedir.

Türkiye neden bu soykırım iddialarına karşı hep savunmada kalıyor?
Türkiye neden tarihinden korkuyor?

Aslında, Türkiye geçmişinden korkmamalı.

Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan nüfusun yaklaşık yarısı dünyanın herhangi bir yerinde etnik temizlik, soykırım ve sürgüne uğramış ve bu acılardan kurtulabilmiş insanların torunları değil midir?

İşte soykırıma uğratılan Türkler

Kuzeybatı Kafkasya’dan Adigeler,  Ubıhlar, Karaçay ve Balkarlar, Kosaklar (Rus Kazakları), Abhazlar; Kuzeydoğu Kafkasya’dan Çeçenler, Dağıstanlılar, Osetler; Güney Kafkasya’dan Karabağlılar, Azeriler, Ahıskalılar, Terekeme ve Karapapaklar, Acaralar, Gürcüler; Karadenizin kuzeyinden Kırım Tatarları, Ukraynalılar, Beyaz Ruslar; Balkanlardan Balkan Türkleri, Arnavutlar, Boşnaklar, Pomaklar, Ulahlar, Torbeşler, Makedonlar; İspanya’dan Araplar ve Museviler; Ege’den Girit ve Rodos ve diğer Ege adalarındaki Türk ve müslümanlar; Kıbrıs’dan Kıbrıs Türkleri; Orta Doğu’dan Türkler, Filistinliler ve Kürtler; Afganistan’dan Özbekler, Kırgızlar ve diğer Afgan halkları, Orta Asya’dan Özbekler, Türkmenler, Kırgızlar, Kazaklar, Tacikler, Uzak Doğu’dan Uygurlar topraklarında etnik temizlik, soykırım ve sürgüne uğrayarak son 150 yılda Türkiye’ye gelmedi mi?

Haksızlığa uğrayanların vatanı

Aslında, Anadolu binlerce yıldır Türk üst kimliği altında göçmenlerin, sürgüne ve haksızlığa uğrayanların vatan edindiği, huzur bulduğu topraklar olmadı mı?

Peki Türkiye bu gerçekleri neden yüksek sesle telaffuz etmiyor?

Atalarımıza hürmeten sürgün ve soykırım anıtı Türkiye’nin herhangi bir yerine neden dikilmiyor veya dikilmesi için herhangi bir girişimde bulunulmuyor?

Kimi bekliyoruz?

Kafkasya’dan, Balkanlardan, Kıbrıs’dan, Girit’den, Rodos’dan, Kırım’dan, Orta Asya’dan, Doğu Türkistan’dan, Afganistan’dan ve diğer coğrafyalardan gelip Anadolu’yu yurt bilen ataların acılarını hatırlamak için bu ataların bir anıt hakkı yok mudur?

Kırım Tatarlarının tradejisi yok mu?

Türkiye’nin gündeminde sadece Ermeniler var.

Bir kısım Türk aydını Ermeni Tradejisi söylemini benimsemiştir. Son 150 yılda Anadolu’ya göçmek zorunda bırakılan ve günümüz Türkiye nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturanların tradejisi yok mu?

Kırım Tatarlarının, Girit Türklerinin tradejisi yok mu?

Hıristiyan olmayanların trajedisi olamaz mı?

Türk aydını köklerinin trajedisiyle de ilgilenmez mi?

Türk aydını komşusunun acılarına ortak olmalıdır. Ama, kökenlerindeki, damarlarında akan kanın tradejisi ile de ilgilenmelidir. Ermeniler tehcire uğradığı ama deportasyona uğramadığı vurgulanmalıdır. Çünkü, tehcir ile Ermeniler Osmanlı Devleti içerisinde zorunlu olarak yer değiştirilmişlerdir. I. Dünya Savaşı koşuları nedeniyle Anadolu’dan Orta Doğu’ya kaydırılmışlardır. Sınırdışı edilmemişlerdir. Ancak, Türk ve müslüman göçmenler sınır dışı edilmişlerdir. Deportasyondan, sürgünden söz edebilmek için sınırdışı edilmek gerekmektedir.

ASALA'lı yıllar

7 Ağustos 1982 tarihinde ASALA terör örgütüne mensup 2 terörist, Ankara’nın Timur’un komutanı ve sağkolu olan Esenboğa'nın adını taşıyan havaalanına silahlı baskın düzenlemişlerdi. 2 güvenlik görevlisi, 2'si yabancı uyruklu 6 yolcu olmak üzere 8 kişi ölmüş, 72 kişi de yaralanmıştı.

Esenboğa baskını ASALA’nın Türkiye’deki ilk eylemi olmuştu. Ermeni kökenli terör örgütlerinin yurt dışındaki Türk diplomatlarına karşı saldırıları 1973 yılında başlamıştı.

1973-94 yılları arasında dünyanın dört kıtasından, 13 ayrı ülkeden, 17 ayrı şehirden (Roma, Marsilya, Atina, Lyon, Paris, Sydney, Kopenhag, Cenevre, Los Angeles, Ottowa, Boston, Lizbon, Burgaz, Belgrad, Brüksel, Viyana, Tahran) Ankara-Esenboğa havaalanına Türk bayrağına sarılı tabutlar ulaştı. 7 Ağustos 1982 tarihinde ASALA terör örgütünün silahlı baskını sonrası Ankara-Esenboğa havaalanında şehitlerimizi anmak için ne yapıldı? Hiç. Havaalanına şehitleri anmak için bir plaket bile konulmadı.

Şehitler için bir köşe bile açılmadı

Onların anısına fotoğrafları bile konmadı. Bir küçük barış heykeli bile dikilmedi. Hiçbir 7 Ağustos’ta Esenboğa havaalanında onların anısına saygı duruşu için sirenler bile çalmadı.

Türkiye’de artık “Atalarımızı Anma” günü kutlanmaya başlanmalıdır.

Halkın hafızası zayıf olsa da devletin ve aydınların hafızası daha kuvvetli olmalıdır. Ermenilerden özür dilemeyi bilen aydınların atalarının acılarına da sahip çıkmasını bilmesi uygun olacaktır.

Ermeniler, Türklerin kapı komşusudur. Aynı ailenin araya ayrılık girmiş parçasıdır. Bu nedenle, terör örgütlerinin ve radikallerin eylemleri Ermeni halkına mal edilemez. Ancak, unutmalayım ki son yüzyıl ile ilgili yalnız Ermenilerin değil Türklerin de acıları büyüktür.

Hasan KANBOLAT

Ermenilerden Özür Dilemeyen Ermeni Asıllı Türk....

 
Özür diliyorum kampanyasına destek vermeyen Ermeni asıllı bir Türk... Bakın o isim kim? Ve kampanyayı niye desteklemiyor?
Ermeni asıllı Türk besteci Garo Mafyan "Ermenilerden Özür Diliyorum" kampanyasına imza koymadı.

NE ÖZÜRÜ

Saba Tümer'le Bu Gece programına katılan Mafyan "'Özür Diliyorum' kampanyası hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sorulduğunda "ne özrü?" diye cevap verdi. Tümer'in "Ermeniler'den özür diliyorum" kampanyası" diye hatırlatması üzerine şunları söyledi:

BEN BUNA TARAF OLAMAM

"Ben senin adına kimseden özür dileyemem. Bu konu tarihçilin ve hukukçuların işi. Ben buna taraf olamam. Taraf olmam için o konu hakkında çok iyi bilgi sahibi olmam lazım. O dönemde yaşamam lazım. O dönemin şartlarını çok iyi bilmem lazım. Yani bu benim işim değil, tarihçilerin ve hukukçuların işi..." dedi.

BEN BU BAYRAĞIN ALTINDA YAŞIYORUM

Bir müslümanla evli olan Garo Mafyan daha önce verdiği röportajlarda kendisinin Ermeni asıllı Türk olarak nitelendirilmesinden rahatsız olduğunu dile getirmiş ve  "Çünkü ben bu bayrağın altında yaşıyorum. Asıllı yada asılsız kelimelerini anlamıyorum. Tamam ben Ermeniyim ama bunu her fırsatta belirtmek bana saçma geliyor." demişti... “Türkiye'de Ermeni olma” durumunu ise hiçbir zaman dışlanmadım diye tanımlamıştı... 

İNTERNETHABER
Nur Akman

BENİM YORUMUM:

Türkiyede yaşayan ermenilerin hiçbir rahatsızlığı bulunmamaktadır(ermeni asıllı arkadaşlarımdan biliyorum)..Kendi tarihlerini bile bilmeden birtakım çıkar çevrelerinin oyunuyla hareket eden bir takım insanların yaptığı hareketi ülkemizde yaşayan ermeni asıllı hiçbir vatandaşımız destek vermeyerek aslında onlara bu konudaki görüşlerini söylemiş bulunuyor....

ERMENİLERDEN ÖZÜR DİLEMİYORUM,ÜLKEM ADINA ÖZÜR BEKLİYORUM...

 
ERMENİLERDEN ÖZÜR DİLEMİYORUM...
Onlardan ÜLKEM adına özür bekliyorum...
 
Sizde benimle aynı düşüncedeyseniz,adrese girip tavrınızı belirtin....

.......

 

Kimsesiz bir gökyüzüne
Lâl bir dilin tüm sesiyle haykırması kadar sağır,
Karanlık sularda,bir âmânın gözlerini araması kadar kör;
Yani anlamsızlığa yeni anlamlar yükler gibi
Yalnızca yalnızlığa anlatıyorum kendimi

Çıkmaza düşmüş şiirlerin koynunda
Bir uzun yol oluyor kalemden süzülen her harf
Her hece aklımın kabristanlarında yankılanan
Sahipsiz bir ölüm çığlığı,
Masumiyeti sesimde eskiyen…
Ve dudaklarımın ucunda bitmek bilmeyen acılı tiryakilikler
Ve sonrasızlığın deminde keder dökülüyor kağıtlara
Hâsılı aşk; ölü doğmuş bir çocuk şimdi
Yüreğimin sevda çukurlarında…
Hadi yâr kendini al gecelerimden
Al ve git!


Zaten bir uzak düştü benimki;
Ertelenmiş zamanlarda resmedilirken mavinin imkansızlığı,
Şiirler nice sevdaya küs bakış hüküm giymişken,
Ezbersiz acılar eşliğinde gözlerinde tükenmek
Ve ölebilmek kirpiklerinin iz düşümünde
Hani meçhul bir izbede seninle el ele…!



Oysa mutluluğu çoktan rehin bıraktım ben
Bilmem hangi şehrin emanetçisinde
Ve senden habersiz,
Adından acılar türetiyorum şimdilerde…
Dilimin ucuna geliyorsun bir zaman
Yaşamak soruyorsun!
Yaşamak; kör bir sancıdır sol yanımda,
Dönüşsüz bir türkünün kambur sesinde yitip giden…!
Ve dinledikçe kendimi,
Kâbus olup büyür geceler karanlığın uğultulu yollarında…
Ben kaçmak isterken her şeyden
Gözlerin adına kendime sefer üstüne sefer eylerim.
Sana çok benzeyen bir şehir olur geçtiğim her yer
Her yer öylece uzar gider içinde gözlerimin


Ve bizden çok uzakta
Mevsim çömezi bir haziran
Sonbahara uyanır şehr-i İstanbul,


Gözlerinde bir mavi yangın
Ve saçlarından dökülür martılar
Üsküdar’da pasaklı bir deniz kızının
Sâhi martılar diyordu bir şair:
“Martılar ki sokak çocuklarıdır denizin”
Yani öylesi kimsesiz ve unutulmuş
Yani morarmış kanatlarında münzevi bir hayat taşıyan
Sonrası geç kalmış yaşanmışlıklarda
Bulutsuzluğa prangalı bir çift yağmur damlası,
Yağmasın diye kulelerde saklanan..!



İşte böyle “can” dediğim:
Yetim çocuklar hüznünde
Kâhır yüklü gölgeme
Çokça sahiplik etmişken bedenim,
Yorgunluğun kıyısında
Hüzün olup işlenmişim ömür gergefine…
Çapulcu dillerin nazarında
Sevdaya zûl libaslar giyinen,
Uğursuzluk alâmeti koca bir hiç’miş adım…
Ötesi yok!


Gurbet yokuşu ağlamalar pazarında
İki damla gözyaşıymış bedelim
Ve soyunup benliğimden
Elem üstüne elem giyinmiş
Sana pervane yüreğim
Gözlerimde gözlerini ateş bilip yanmışım öylece
Hiç ses etmemişim
Meğer ne çok kedermiş
Gözlerinin içinde tutuklu kalmak..!



Lâkin sevmişim işte
Her şeyden ve herkesten öte
Sadece sevmişim seni…
Ama sen kendini sök düşlerimden
Sök ve git şimdi!



Yolların koynunda
Başımı yaslayıp ölümün yamacına
Bunca acıyla yoldaş olmuşken ben
Sen kaç benim kalabalığımdan
Ve bir intiharın şafağında
Sesini sil şiirlerimden
Olmasın dönüşü gittiğin yolun
Kalemi kırılmış gelişlerin hükmünde
Sonsuz bir gidişle
Unutmalara aç yüreğini,
Yüreğini toparla yüreğimden
Cellat bayramı asılışlarda
Nasırlı urganlar kuşanmış şiirlerde seyreyle yüzümü
Ve zamana not düşsün akreple yelkovan
Yüzün kalbimin ortasında
Yalnızlık yazgısı yemin olsun
Ki belki arınıp mezar kalabalıklardan
Ben yine ben olurum…!
Yağmurlu bir gökyüzü akşamı



Hani olur ya!
Düş yorgunu bir martı gelir de hatırlatırsa beni
“Ziyan ömürler kucağında
Kendine has ölümler büyüten
Bir deli çocuktu” dersin…
Hadi git şimdi
Git ki gözlerine “ayrılık” değmesin…


Kahraman Tazeoğlu

......

 Umduğun inceliğe inmiyorsa söz,
Çekil suskunluğun tüneklerine;
Ucuz etme anlamı...
Böyle zamanlarda insan
Çokluk yalnız kalmalı...
Sevgisiz seslerle çevren çiğ,

Uysan uzaklaşırsın kendi özünden,
Dirensen günün karanlık...
Bu yüzdendir gecelerin güzelliği,

Geceler aydınlık
Al getir kendi derinliklerine,
Ufuksuz sularda duran gemini...
Getir ki sabaha çok var...
Hem bakarsın gecelerin koynundan
Bir bilen çıkar...

Şükrü Erbaş

Gecenin karanlığında sana uyuyorum özlemle....

 
  Gecenin karanlığında sana uyuyorum özlemle..
Yalnız, bir okadar ürkek…
Gece henüz kendindeyken, kokuna uyanıyorum usulca…
Hissediyorum !
Yağmalanmış benliğimde suretin...

Susuyorum çığlık çığlığa…
Anlıyorum !
Sen, yüreğimde ince sızı…

Unut…
Dön yalnızlığına…
Yorgun düşlerine…
Olmuyor…Olamıyor..
Nefesi yarım uykularımın nicedir...

Direnemiyorum kendime…!
Kitlendim yüzü eskimiş ruhumda...
Duygularım darmadağın…
Sesim cıkmıyor sensizliğe…

Gece bitmeden,
Bir kelebeğin kanadında bırakıyorum kokunu…
Siliyorum gözyaşlarımı…
Gülüyorum hüzüne bulanmış gözlerime…

Çaresiz,
Uyuyorum ucu kırık sevgilerim ve ben

Alıntıdır
 
Photo 1 of 6
Selam Dostlar....
Görüş ve önerilerinizi Burada benimle paylaşırsanız sevinirim...
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler....
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
 
   
June 11
hacer donmezwrote:


Seninle suları yeşil bir ırmağın kıyısında buluşmak, saçlarının kokusundan öpmek, içime çekmek ve serin soluğundan içmek, sana sarılmak, kucaklamak, uçmak isterdim…Bütün kapılarımı kapatmaya hazırlanıyorum gönlümün,kimliğimi hediye edip bu şehre...Her bir adımımda anıları sürükleyip ardımdan ve rotamı da ekleyip nabzıma gidiyorum? Mutlu günlerin gelmesini bekleyen çehremdeki çizgileri siliyorum. Ceplerimi dolduruyorum yedekteki acılarla. Her sabah yüzümü yıkadığım tavana asıyorum hayallerimi. Ansızın içime düştüğün günden beri ayakları burkuldu ömrümün. Ve ben her gün bir daha ölmek için uyanır oldum uykumdan. Paslandı gözlerim. Sen kendin için kal yâr ben senin için giderim... Bu defa sürgünlere giden yüreğime bedenimi de eklerim...Hayalleri taştan bir sevdaydı bizimkisi. kırılmazdı. Yağmura,kara dayanıklıydı. Çığ olup düşerdi de kendine zarar vermezdi. Kopmazdı. gidişler dönüşlere gebeydi de, hep acıtırdı her el sallayış. Özlemler acıydı. Yürek sabırsızdı. Her dönüş, doğuştu aslında yeniden. Ölüp ölüp dirilmek gibi değil de, erince doğmaktı.Uzaklardan bir ses olmanı isterdim, bir selam, bir nefes... "Üşüme" diye seslenmeni isterdim... Bir el olmanı isterdim, bir kol... "Özledim" deyip sarılmanı... En karanlık yerinde düşlerimin çıkıp gelmeni isterdim. Kınalı bir bahar gibi, umut ışığı olmanı isterdim hayatıma... Gelseydin ve yaslasaydım başımı omuzuna, ağlasaydım doya doya ... Geçerdi üşümesi yüreğimin, geçerdi üşümesi içimin, kirpiklerimde yağmurlar dumanlanmazdı biliyorum... " SENİ SEVİYORUM ....BEN!!!! "
Y.ULU 
Apr. 11
yakuphan uluwrote:

Hiçbir duygumu ertelemedim ben. Yaşayacağım hiçbir şeyi sonraya bırakmadım. Sonra diye bir şeyin olmadığını biliyorum çünkü. Hep yarına dair hayaller kurmak, gelmesi mümkün olmayacak zamanları beklemek benim işim değil.Aşk zamana meydan okur ama sen karşı koyamazsın ona. Orada durup öylece bekleyemezsin geleceği. Bir adım atmalısın, bir el uzatmalısın aşka doğru..!Aşkın anahtarı cesaret değil mi yar? Cesur olmak gerekmez mi bir sevdayı yaşamak, büyütmek için?Kaç gece yalnız geçti hesaplasana… Kaç gece bir sonraki günü düşünerek geçti. Neler yapabilirdik, neler yaşayabilirdik düşünsene..! Her sabahı birlikte karşılamak vardı seninle. Gözünü açar açmaz ilk gördüğün şey ben olurdum ve sen benim yüzümde mutluluğu görürdün.Bu kentin sokaklarında el ele dolaşabilirdik. Girmediğimiz sokak kalmazdı. Bakışlara aldırmadan sokağın ortasında sarılıp öpebilirdim seni.Bir şarkıyı sözlerini bilmesek bile bağıra çağıra söyleyebilirdik. Sonra bir filme gider, bir kitap okur, bir martının bir lokma simit kapabilmek için vapurların peşinden bıkmadan uçuşunu izleyebilirdik.Paylaştığımız her an beynimize bir daha çıkmamak üzere kazınırdı. Özlerdik birbirimizi delicesine. Bir saati yalnız geçirsek, bir sonraki saati iki saatlik yaşardık.Peki biz ne yaptık. Aşkı bir bekleyişin sırtına yükleyip ona sadece uzaktan bakmakla yetindik. Her an aşkı yaşamak varken, her gün birbirimizi yeniden keşfetmek varken, bu yolda birer kaşif olmak varken sürgünleri yaşamaya mahkum ettik birbirimizi. Bu sürgünlüğe son vermenin zamanı geldi artık. Sana huzur vaat etmiyorum. Aşkta huzur arayan yanılır. Ben tutkunun, en koyu sevdanın sözcüğüyüm. Onlar adına konuşuyorum.Gözlerinin içine bakıp “Seni Seviyorum” demek istiyorum. Aşkın akışına kapılıp hiçbir kaygı duymadan gidebildiğim yere kadar gitmek istiyorum. Kokunu içime çekmek, teninin sıcaklığıyla irkilmek istiyorum. Yaşama senin adınla anlam katmak, mutluluğu bulmak ve bir daha kaybetmemek istiyorum.Hep birini sevmek istemiştim, yitikte olsa yalanda olsa , yanımda olmasa da sevmeyi delicesine ve sen çıktın karşıma..Ben Mecnun isem benim sevdiğim Leyla  olsun isterim , yan yana olmasak da , beden toprağa kavuşsa da ruhlarımız hiç ayrılmasın isterim. Sen böyle sevebilir misin? Ben severim diyorum kendi kendime en az ölüm kadar gerçek. Keşke şimdi yanımda olsaydın, ama yoksun! Olsun diyorum, ben seni öylesine sevmedim ki! Ben seni sıcak tenin içinde sevmedim , ben seni ruhunla sevdim. Ben seni! Ben seni zifiri bir karanlıkta sevdim .Sevdim mi acaba? Gerçek sevgi bu mu? İçimi  yakan bu ateşin adı aşk mı? Yoksa ,yoksa her şeyin yapmacık olduğu şu küçücük dünyada daha da küçülen insanların adını aşk koydukları bir heyecan mı sadece? Eğer bu gerçek aşk değilse gerçeğini hayal bile etmek istemem. Şu an hissettiklerim bile beni ağır ağır boşluğa çekiyor bundan fazlasını ne hislerim ne yüreğim ne de ruhum kaldırır. Sadece bir tek cevap ver. Ben senin kalbinde hiç olmasam da artık sana sarılamasam da unutma ki bu ateş hiç sönmeyecek değil mi? Ta ki ölene dek. Sevda’nın adını  tek bir yürek kalmasa da , tüm kalplere mühür vurulsa da , seven gönülleri kor ateşle dağlasalar da, benim kalbim seni anar , benim sevdam tüm mühürleri söker , ben de dağlanacak tam bin yürek var her biri Arş kadar.Tekrar soruyorum “Sen beni böyle sevebilir misin?”Dur ! sakın söyleme, ben duyamıyor olsam da , kim bilir belki karanlık kıskanır, belki yalnızlık çekemez sevdamızı. Belki de ışıklar küser gözlerime . Bir sel olur çağlar yüreğim aşkın yıkımında . Ne olur sarmaşıklar girmesin aramıza ; zehirli sarmaşıklar. Tut elimden ne olursun beni sensiz sadece sensiz bırakma. Bir gün olurda duyarsan çekildiğini bedenimin toprağa “gülmeyen bir yüzü vardı yazsınlar mezar taşıma”. Sonra gelip güldür beni bir tanem. Ay ışığında gel mezarıma , bir demet papatya bırak mezarımın başucuna, ellerini üstüme yığılı toprağa sok ve hisset hayattayken sana anlatamadıklarımı. Dedimya ben zifiri karanlıkta sevdim; kuşkusuz, amaçsız, ölesiye sevdim, tabi adı sevdaysa bu çilenin.Adına her ne diyorlarsa acı, ızdırap , keder tarifi her neyse bu duygunun ben kabulüm sen yanımdaysan.Şu içimden geçenlerin sadece birini tutup çıkarabilsem seni sana onunla anlatabilsem ne yazmaya kalem ne de satırlarıma kağıtlar yeterdi. Çünkü sen benim içimdesin ruhumun deli sarmaşığı!Seni seviyorum, seni seviyorum Öylesine değil , ölümüne, bir bulmacanın karelerinde yok olmacasına!Hatırlar mısın? hep seher bülbülüm derdin bana ben sana seni öldükten sonrada seveceğim derdim de sen hep gülerdin, hiç inanmazdın bana belki ben öyle hissederdim, sanki fersahlar vardı aramızda ben senin başucundayken. Hep boşluğa dalardı gözlerin sanki bir benim yanımdaydın bir boşluğun içindeki düşlerde. Bak işte aradan nice yıllar geçti ben toprak oldum sen Eski Toprak!Hani papatyalarımız vardı cam vazoda sakladığımız arada bir alıp seviyor sevmiyor oynadığımız papatyalar. Şimdi boş görüyorum vazoyu aşkımız soldu mu yoksa sevdiğim?Ben seni böyle sevdim, beşikten mezara kadar değil , ruhum yok olana kadar.Sen beni böyle sevebilir misin?Sensiz geçen her gün ufkuma göz yaşı yağıyor , ben zaten gözyaşı olmuşum! Hatıralarının sıcaklığı tüm ruhumu ısıtıyor aradan geçen onca yıla rağmen. Hatırlar mısın sevdiğim? Hani gözlerinde kendimi görmeye çalışırdım da sen hep ağlardın da puslu bir hayal olurdum gözlerinin içinde , ellerini tutarken, sana sarılırken yutkunurdun hep öyle ağlamaklı. Bugün ruhlar semada ölümle dans ediyorlar yırtık kefenlerinde. Bugün yıldızlar bizim için parlıyor farkında mısın?Senden ayrılmadan; yani seni terk etmeden önce saçlarından bir tutam aldım, şimdi avuçlarımın içindeler. Hani ben ölmüştüm de sen bana sarılıp ağlamıştın da ben kıpırdayamamıştım , usul usul gel kollarıma sevdiğim kainatı kıskandırmadan gel ben seni işte böyle sevdim.Gögüs germek istedim herseye yapamadım. Bu hasret yıprattı beni her geçen gün. Yanımda olmanı istedim sen anlamadın. Dolaştım günlerce Yagmurda ıslanan boş sokaklara kattım gözyaşlarımı. Seni seviyorum diye haykırdım bir tepeden sen duymadın. Her zaman seni sevdim inandıramadım.Korktum belkide seni kendimden daha fazla sevmekten. Kaygım ondan oldu bu sevgiden. Gecelerce gözlerimde hayalin seni yaşadım bu sevgiyle. En sonunda bu sevginin adını yalan koydum seni unutabilmek umuduyla. Seni ne unutabildim ne de doyasıya sevebildim.Her zaman sana olan sevgimi anlatamamaktan korkmuştum. Ne garip şimdi sana olan sonsuz sevgimi sana anlatamıyorum. Yanlızca yazıyorum sensizlige ekleyip. Yok edebilirim zannetmiştim oysa. Zamanı çare bilip sana dair her şeyi silmeye baslamıştım beynimden. Olmadı olmadı işte. Böylesi bir sevgiyi gönlümden koparıp atamayacagımı bilmem gerekirdi. şu anda ne bir başkasında seni bulabilecegimi ne de bir başkasını senden fazla sevebilecegimi zannetmiyorum.Art?-ık yanlızca seni yaşıyorum ölümüne. Bu sevgi benim sonum bile olsa yaşamaya devam edecegim aldırmadan geçen zamana. Her geçen gün seni daha çok sevecegim benim olmasan bileNedenini bilmediğim bir arzuyla bugün hergünkünden daha çok istedim yanımda olmanı.Kolay değil,sensiz olmak,içinin yarısını boş tutmak, kolay değil her sabah bir martı sesiyle irkilmesi bu yoksul bedenimin.Ancak bu ayrılığın bir süreliğine oluşu,teselli dolduruyor yüreğime.Her ne kadar bu sürenin uzunluğunu bilmesek de sonunun olduğunu bilmek umutlandırıcı.Zaten her şey umut edebilmekle başlamadı mı ?Seni düşünüp de kendimi kaybettiğim vakitlerin anısına yazdım bu mektubu sana.Bazen otobüste iki sevgilinin başlarını yaslayıp uyurken ki rahatlığında,bazen sokakta babasının elinden tutan bir çocuğun gözlerindeki güvende bulurum seni.Düşündükçe nazım olasım gelir ve hep hasretini bir uçtan bir uca yakasım gelir...Bir kuş hafifliğinde sana akar yüreğim,yokluğunda yok olmaktan korkarak.Yaşadığı acıları anlatırsa sana gözyaşlarınla yıka yaralarımı yada hiç bekletmeden uçurduğumuz çocuksu uçurtma.Bizi bekliyor Hacıkumru,saatçi yokuşu ve seni bekliyor gölet olmuş bir nisan yağmurunun çocuğu.Hadi gel artık.Dayanamıyorum hasretine...Hep birini sevmek istemiştim, yitikte olsa yalanda olsa , yanımda olmasa da sevmeyi delicesine ve sen çıktın karşıma..Ben Leyla isem benim sevdiğim Mecnun olsun isterim , yan yana olmasak da , beden toprağa kavuşsa da ruhlarımız hiç ayrılmasın isterim. Sen böyle sevebilir misin? Ben severim diyorum kendi kendime en az ölüm kadar gerçek. Keşke şimdi yanımda olsaydın, ama yoksun! Olsun diyorum, ben seni öylesine sevmedim ki! Ben seni sıcak tenin içinde sevmedim , ben seni ruhunla sevdim. Ben seni! Ben seni zifiri bir karanlıkta sevdim .Sevdim mi acaba? Gerçek sevgi bu mu? İçimi cayır cayır yakan bu ateşin adı aşk mı? Yoksa ,yoksa her şeyin yapmacık olduğu şu küçücük dünyada daha da küçülen insanların adını aşk koydukları bir heyecan mı sadece? Eğer bu gerçek aşk değilse gerçeğini hayal bile etmek istemem. Şu an hissettiklerim bile beni ağır ağır boşluğa çekiyor bundan fazlasını ne hislerim ne yüreğim ne de ruhum kaldırır. Sadece bir tek cevap ver. Ben senin kalbinde hiç olmasam da artık sana sarılamasam da unutma ki bu ateş hiç sönmeyecek değil mi? Ta ki ruhum ölene dek. Sevda’nın adını anan tek bir yürek kalmasa da , tüm kalplere mühür vurulsa da , seven gönülleri kor ateşle dağlasalar da, benim kalbim seni anar , benim sevdam tüm mühürleri söker , ben de dağlanacak tam bin yürek var her biri Arş kadar...

Mar. 22
yakuphan uluwrote:

8 mart dünya kadinlar günü her yıl kutlanır ama çogumuz bunun kutlanma sebebini bilmeyiz. sizlere internette dolaşirken buldugum kadinlar günün tarihçesini altta belirtecegim.. kadinlarimiz asırlardır birçok savaş bir çok yokluk görmüşlerdir onlar bizim için kutsaldir..

Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği savaşın temsili başlangıcı 8 Mart 1857 yılında Amerika'nın New York kentinde tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadının düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için grevler yapması olarak kabul edilmektedir.

Bu olaylardan 52 yıl sonra Danimarka'nın Kophenhag şehrinde düzenlenen Kadın Sosyalist Enternasyonel toplantısında 8 Mart 1857 de New York'ta başlayan, kadınların haklarını kazanılması ve kadınların birlikteliği mücadelesinin her yıl Kadın Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdılar.

Kadın hakları mücadelesinde 1975 yılı büyük özellik taşıyordu. Uluslararası Kadınlar Yılı olarak kutlandı. Bu yıl etkinlikleri içerisinde Birleşmiş Millteler 8 Mart gününü Dünya Kadın Günü olarak kutlamaya başladı. İki yıl sonra 1977 de, Birleşmiş Milletler genel toplantısında Kadın hakları, uluslararası barış günü olarak kabul edildi.

Bu kabulün altında iki temel neden açıklandı, Dünya barışının korunması, sosyal gelişim için ve temel insan haklarının kullanılması için kadınlarında eşitlik ve kendilerini geliştirmelerine olnak gereksinimi idi. Kadınlara eşit hakların verilmesinin Dünya barışını güçlendireceği kabul edildi.

Dünya Kadınlar Günü kadınlar açısından çok daha farklı bir gün günümüzde. Kadın haklarının kazanılmasında nerelerden başlandığını ve bugünlere nasıl gelindiğinin hatırırlanması içinde özel bir gün. Bir çok gelişmiş ülkede kadın hakları çok ilerlemeler göstermiş olsada, ülkemizde ve gelişmeke olan ülkelerde kadın hakları ne yazıkki istenen seviyelerden oldukça uzakta. Dünya Kadın Günü dünya kadınları arasında da bir dayanışma ve deneyim değişimi günü.

Dünya Kadınlar Günü ülkemiz içinde de kadın haklarının kazanılması, iyileştirilmesi için konunun gündeme gelmesinde de önemli bir gün. Kadın haklarının ülkemizde kullanımı ne yazık ki homejen bir dağılım göstermiyor. Kazanılan deneyimlerin, tüm ülke sathına yayılması için yılda bir gün olsa da Dünya Kadınlar Günü bizim için ayrı bir önem taşıyor.

Dünya genelinde kadın haklarında son yıllarda meydana gelen artış dahi bir çok gerçeği değiştirbilecek nitelikte değildir. Dünyadaki en fakir insanların büyük bir çoğunluğu kadın, dünyadaki eğitim almamış insanların büyük çoğunluğu yine kadınlar. Kadınlar bugün ülkemizde de erkeklere göre %25 - 50 oranında daha az ücretle çalıştırılmaktadırlar..

Bu gün bir Dünya Kadın Günü olmasını sağlayan tarihteki bazı önemli kilometre taşlarını aşağıda veriyoruz:

1857 New York: kadinlar 12 saatlik günlük çalışma saatine, düşük ücrete karşı yürüyüşler yaptılar. Polis tarafından dağıtıldılar.

1908 New York: 15.000 kadın daha kısa çalışma saati, daha iyi gelir ve oy hakkı için yürüdü. Doğum izni istediler. Kullandıkları slogan "Ekmek ve Gül " idi. Ekmek yaşama güvencesi, karın tokluğunu, gül ise daha kaliteli yaşamı simgeliyordu.

1909 İlk Kadın Günü 28 Şubat ta kutlandı. Avrupa'daki kadınlar da Şubat ayının son pazar gününü Kadın Günü olarak kutladı.

1910 Clara Zetkin isimli bir Amlan sosyalist kadın, kadın Sosyalist Enternasyonelinde Dünya Kadınlar Günü olmasını önerdi ve kabul edildi.

1911 Kophenag kararından sonra ilk kez 19 Mart ta Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre de kutlandı. Yüz binlerce kadın ve erkek değişik aktiviteler yaptılar. Oy verme, seçme seçilme hakları yanısıra meslek edinme ve mesleki eğitim görme haklarını istediler.

Bu kutlamalardan 2 hafta sonra Triangel yangınında 140 kadın öldü. Bu olay Amerika çalışma kurallarını büyük ölçüde etkileyen bir yere sahiptir.

1917 Rus kadınlar " ekmek ve barış" için grev yaptılar. Yaşam koşullarının kötülüğünü protesto ettiler. Bu olay 8 Mart ta olmuştur ve daha sonra bütün Avrupa ülkeleri tarafından da kabul görmüştür.

1977 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kadın Hakları ve Dünya Barışı Günü olarak 8 mart'ı kabul etti.

Mar. 8
yakuphan uluwrote:

Cesaretini giyin gel hadi, gecikmiş sözlerimi kes gülüşlerinle. İçindeki derin boşluğa yerleşivereyim aniden. Su gibi akarken yıllar, bir ömre sığdırır mısın beni… Kurbanın olayım yar, yağmur gözlerimden hüzün akıtma, sevdana sürgün satırlarımı bırakma zemherilerde.Adı yalnızlıktı ya, senden ötesi yoktu adeta. Koca bir evren ve dört duvar geceler. Yastığımın bir yanı boş, bir yanı azap. Şeytan azapta derler ya, sen inanma; şeytan bile uğramıyor oraya... Sadece yastık mı boş olan; peki ya yürek? Bakışlar boş, yaşam boş, yürek boş!..
Ve vicdanımızın tek düşü olur; uyumak Yıllardır hiç hissetmediğim bir duygu bu; uzaktan da olsa bir ses; O, aşktan bahsedişlerin var ya, ne zaman başkalarına aşktan bahsetsen, yetim hissettim kendimi…Öyle olsun dedim, yıllar geçse de, saçlarına ak düşse de sevdim yüreciğini…Ne takvimler engel olabildi seni sevmeme, ne gururum, ne de dunya. Lanet olsun ki hic vazgecmedi dunya donmekten, benim seni sevmekten vazgecmedigim gibi. Daha acmadan ellerimi tanriya fisildayivermisti aslinda bir ses kulagima "yapma" diye. Nasil durabilirdim ki? Sen soyle durabilirmiydin icinden geleni soylemeden, haykirmadan ?? Cevap ver ! Hayir biliyorum sen farklisin.. Hos, neye gore kime gore farklı oldugunun farkinda olman gerekirdi aslinda ama ustu kapali kalsin sevmiyorum bunu konusmayi sen de sevmeyeceksin diye.Zehir gibi tatlı, ölüm gibi sevimli her şey. Bir yanım yastaydı da öbür yanım zevkte.. Adeta dört köşe. Ancak, her bir köşe sana dair, her bir köşenin ucu . Hüznümde sendeydi meşkim de, zevkim de.. Neden bu denli sana hapisti hisler ve neden sendin çıkmaz sokakların buğulu feneri? Anlayamadım. Köşesi yok yaşamın, bir çember oldu artık.. Sessizliğe bürünmüş kentin bomboş sokakları gibi, gece de yalnızdır aslında, bitmeyen dertler karanlığında. Geceler, şairlerin hayatı ve yalnızların iç hesaplaşmasıdır. Kendilerini dinledikleri, biraz iç çekerek en güzel eserlerini verdikleri bir zaman dilimidir. Geceler, hoyrat kalmış bir yaban gülü gibidir. Hasretlerin önünde diz çökmüş insanların gözyaşıdır, her insanın kendi vicdanıyla hesaplaşması, her kalbin içten içe yalnız kalmasıdır..
gözyaşın düşer, adına hüzün koyduğun ne varsa kahkahalarla seni izler.
Rüzgara tut şimdi narin gövdeni. Aman demek için, kırılan bir kaleme ağlamak için henüz çok erken. Suçumuz sorgusuzluk, suçumuz yaşamanın aman dilemez sağrısı. Kirli sokaklarında dolaşırız da bu hayatın, temiz düşlerle uykulara dalarız her mevsim. Her insanın bir türlü başını koyamadığı bu ceza kütüğünde, dudaklarına baharları sürerek, ömrüne yarınları yükleyerek dolaşmazsan, sevdaya sürgün, aşk’a üzgün yaşarsın.
Aşk iğnesiyle dikilince bir dikiş, kıyamete kadar sökülmez imiş. Aşk ile insan elbet güneşe benzer; ve aşksız gönül misal–i taşa benzer. Hayatı aşka bölünce hayat çoğalır; bütün hayatları toplasan geriye aşk kalır. Gelip kemiğe dayanınca dünya, hayata atılan kemend olur; göz kapaklarından vurulunca kasırgalar, annelerce deprem, babalarca bend olur. Aşksız bahar dallarını kuru bir ayaz boğar, aşksız rahmini yargılayan bebekler nagehan doğar. Mahrem düşüncelerle perdelenen odalarda ya ezel ya ebet olur; aşk kayıp giderse dünyadan ebet kıyamet olur; sevgisizlik gelir, dünya cehennem olur. O kadar saçma ki yaşananlar anlamıyorum, neyim ben, nasıl biri oldum, yapmam dediklerim şuan yaptıklarım ve ben buradayım, nerde olduğumu, neden olduğumu bilmeden anlamsız bir düş gördüğüm ve ben düşlerden bıkmış durumdayım, niye olduğunu bilmeden, neyi, neden sevdiğimi bilmeden, bir şeyleri yaşamak bir şeyleri acı çekerek yaşamak ve sebepsiz sonuçsuz anlarda olmak…
Bu saçmalıklar boğuyor beni artık, bazen neden diye sorsam da cevabı yok bazen cevaplar kaçtıklarım oluyor ve ne zaman kaçtığım bir şey olsa gelip yüreğime yerleşiveriyor sinsice… Ben ne zaman ölümden korksam bir cinayet oluyor gözlerimin önünde ve en merkezinde ben bu cinayetin, kendi mantığım kendi gerçekliğim yüreğimin elleri arasında kana bulanmış, paramparça olmuş, bir ben, sonunda kanlar ve silinemeyen bir sahne şimdi…Esrarı çözülmüş büyülerden kaçtım.. Cinler periler eski tufanlardan kalma. Perişan. Bilmediği dualara el açmışken avuçlarım; sağımda bir melek ağlamaklı, solumdaki yazıcılar suskun... Mırıldandığım yine de sen, alevi gözlerimdeyken cehennemin. Terinin tuzuyla yanarken bedenim dökme bir damla bile su, ne varsa senden gayrı yanıp temizleneyim.Dilindeyken nefesimden savrulan çığlık susma, duyulmasın feryadın. . Son vedanı hatırlıyorum, gözlerime ağlarcasına baktığını, Gözlerini kalbime gömdüğünü hatırlıyorum, Bir daha çıkamasın diye... Çıkamadılar zaten kalbimden gözlerin, Ölüler dirilirler mi ki gömülenler çıksın, gitsin? Gittin son bir veda ile gözü yaşlı, Elimde kolyene, dakikalarca baktım, ağlamaklı, Sıkıldım, üzüldüm, perişan oldum ama ağlamadım... Ağlayamadım, engel oldu gururum, engel oldu aşkım, Uzaklara gittin, belki birdaha asla geri dönmemecesine, Yorgun gözlerle baktı yazdıklarına , buruşturup atmak istedi düşüncelerini aç bir köpek gibi bakan çöp kutusuna. Ne zaman bunu yapmak istese ; kıpkırmızı bir suratla fütursuzca kendisine tükürüyordu hayat . Oysa kaç kere kusmuştu düşüncelerini bu sahte beyaz kağıtlara – hakikatlerinin rengi kahve- Orman koksa sevgilim dedim içinden . ‘’orman’’ ne çok şey istiyordu yine. Pis pis güldüm , sigarama baktım, acaba sigarada bana bakıyor mu diye düşündüm . Paketin ağzı açıktı ve ağzı açılan her şey bitmeye mi mahkumdu?
Birden ruzgar kesildiginde baka kalacagim ardindan...
son kez bana el sallarmisin cok aci cekiyorum
melekler bile aci cekermis bunu öğrettin bana
gözlerini kapattigin da yaninda ben olacagim beni hayal et,beni düşün ellerini tutuyorum hisset beni... Hisset ki ruyalarinda ben olayim...
Son bi kez kulagina fısıldıyorum hisset beni ebediyete göçtüm sebebi sensin... Sen ki uçsuz bucaksiz bir dunya; ben ki üzerimde ki olumsuz sevgini yasayan bir melek...
Kanadim kirildi uçamiyorum artik... Huzuru bulmak istiyorum ama dur son bir kez bakayim sana, sanirim sürem doldu, sanirim sen hicbir zaman benim degildin...
Aşk nasıl akar bir yürekten diğer bir yüreğe? Belki bir şarkıyla, belki bir şiirle gelir. Belki de bir yıldız olarak düşer avucunuza, dilek tuttuğunuz bir gecede... Uzak bir kentte bir yürek şiirler yazar adınıza... Her dizede onu bulursunuz, her dizede kendinizi...karaktere sığdırmaya çalışırsınız içinizden taşan her duyguyu... Sığdıramazsınız... Sonra beceremeseniz de şiir yazmayı onun kadar güzel, bir şiir dökülür kaleminizden...Yine saldım kendimi hüzünlere son vedalardan sonra. Bir damla gözyaşı ve aklımda sen .Niye bu terkediş niye bu özlem .Zor gelmişti belkide sevmek .Çekip gitmek miydi? Yoksa kalıp savaşmakmıydı. Hasret koyduk sevdamızın adını son bir çarede işte belkide bu yüzden üzdüm kendimi.Derdim benim olman değildi elbet ama ben seni ellerin olasın diyede sevmemiştim .Bir veda değil bizi kahreden .Bizi yok eden bencillikti yıllara sitemimdi. Umut ekmiştim son hasrette belki yeniden olur diye. İşte yine sondayız yine ayrılıklara gebeyiz. Adını mıh gibi çakmışken aklıma nasıl unuturum tüm benliğimle seni .Hala kokum üstümde o başını koydun yastığınla öyle kaldım sensiz odamda .Dört bi yanım hüzün dört bir yanım hasret .Yakışmadı sana bu son gidişin yakışmadı ey sevdiğim. Nasılda severdik nasılda ağlardık olurda ölüm bizi ayırır diye !!!Ölüme gerek mi kaldı yalanmış meğer ölürcesine seviyorum derken yalan söylemişin . Elbet alışırım yokluğuna eğer terkedip gitmek yakışıyorsa sana Ne çok şey anlatır gözyaşları...Bazen söylenemeyen sözlerin sesi, bazen bir pişmanlığın diyeti ,bazen de bir sevda nefesi...Sessizliğin çığlıklarıdır aslında gözyaşları...Anlatılamayanı anlatmak ister karşısındakine...Eğer anlayabilirse...
Konuşacak hiç kimsesiz saatlerim var benim. Kendi halinde ilerlerken hayat ve ‘asla’ dediğim yaşanmışlıklarım.
Tekrar et ve dilden dile çevir beni. Acılarım var. Kimse bilmesin diye saklayıp durduğum, pişmanlıklarımı üst üste koydum.
Üstü tıka basa sırlarla doldu.
Varsın bölsünler hayallerimizi, kara bulutlara boğsunlar, yüreğimden de sökemezler ya seni..ancak kendilerini kandırırlar, beni değil.. ne bir anını unuturum yanımda geçirdiğin, ne de bana son bakışını.ne kokun silinir ellerimden ne de ağlayan gözlerin gözlerimden.. sen istersen gelme ben bu yolda yalnız da yürürüm..beni karanlıklar içinde tek bıraksan da yutkunur devam ederim..nefes alıyorsun ya, yaşadığını biliyorum ya bana yeter..özlemek ; yüreğinin en acı hali,sessiz bir haykırış sanki…dilin varmıyor özlüyorum demeye…o bile sana karşı sanki…bir acı yürekte yara açan , hiç kapanmayacak gibi gelen.gözyaşları akıyor sormaksızın özlemin adı geçen her şarkıda,her şiirde…
…yabancılaşıyorsun zamanla kendine,özlediğine ama bir tek özlemek terketmiyor,yabancılaşmıyor sana…”git” diyorsun “hayır” diyor.nefret ediyorsun bu sözden…Şimdi aklıma gelmişken sorayım;Neden..?

Mar. 5

ZAMAN ÇOK DEĞERLİDİR..

Loading...

Windows Media Player

İZİNDEYİZ ATAM...

Yüce Atatürk, Sen, ilke ve devrimlerinle “ruhumuzu, benliğimizi, idrakimizi besleyecek; bize miskinlik verecek ne varsa” bizi ondan uzaklaştırıp sonsuza kadar “diri kalmamızın kaynağı” olmaya devam edeceksin. Zaman ve mekânın dar kalıplarını aşıp çağlar ötesine uzanan evrensel düşüncelerin, insanlığa ışık ve hayat kaynağı olmaya devam eden bir güneş gibi yolumuzu aydınlattıkça ne senden vazgeçeriz, ne eserinden.

BERTOLT BRECHT

ÇAĞRI.... Doğrudur yıldırımın düştüğü, yağdığı yağmurun, Bulutların rüzgarla sökün ettiği. Ama savaş öyle değil, savaş rüzgarla gelmez; Onu bulup getiren insanlardır. Duman tüten topraktan bahar boyunca, Dökülüp yükselir birden gökyüzü. Ama barış ağaç değil, ot değil ki yeşersin: Sen istersen olur barış, istersen çiçeklenir. Sizsiniz uluslar, kaderi dünyanın. Bilin kuvvetinizi. Bir tabiat kanunu değildir savaş, Barışsa bir armağan gibi verilmez insana: Savaşa karşı Barış için Katillerin önüne dikilmek gerek, 'Hayır yaşayacağız! ' demek. İndirin yumruğunuzu suratlarına! Böylece mümkün olacak savaşı önlemek. Onlar demir çeliği elinde tutan birkaç kişidir, Yoktur karabasandan bir çıkarları Dünyaya bakıp 'ne küçük' derler, Bir şeylerle yetinmezler ucunda, Para hesap eder gibi hesaplıyorlar bizi, Savaş da bu hesabın ucunda. Ürkmeyin tutmuşlar diye suyun başını: Korkunç oyunları, davranın, bitsin. Söz konusu olan çocuğundur, ana: Koru onu, dikil karşılarına, Biz milyonlarca kişi Savaşı yener miyiz? Bunu sen bileceksin. Bunu biz bilecek, biz seçeceğiz. Bir de düşün 'Yok! ' dediğini: Düşün ki savaş geçmişin malı ve barış taşıyor gelecekten.

SAĞLIK BİLGİLERİ

OSTEOPOROZ (KEMİK ERİMESİ)Osteoporoz,daha çok bilinen adıyla "kemik erimesi",Kadınlarda 40 yaşına kadar yapım-yıkım olayı dengeli şekilde devam eder.Bu yaştan sonra yılda %0.5'lik bir geri dönüşümsüz kemik kaybı olur.Bu,menopozdan itibaren hızlanır,menopozda olan bir kadın her yıl trabekuler kemiklerinin %5'ini,vücut kemik dokusunun %1- 1.5'luk kısmını kaybeder.Osteoporoz en sık vücudun yükünü taşıyan omurları etkiler.Osteoporoz olgularının %47'si omurlarda, %20'si kalçada, %13'ü bileklerde,%20'si diğer kemiklerde görülür. İnce kemik yapısı olanlarda, ailesinde ve özellikle ailesindeki kadınlardan birinde kemik kırığı ya da boyunda kısalma bulunan kadınlarda,45 yaşından önce menopoza giren kadınlarda,gıdalarının kalsiyum içeriği az olan kadınlarda,yaşamlarında egzersize yer vermeyen, sigara içen, aşırı alkol kullanan kadınlarda, kortizon ve bazı ilaçları kullanmak zorunda olanlarda ve başta hipertiroidi olmak üzere çeşitli hormonal hastalıklarda osteoporoz riski artmaktadır.DEXA adı verilen özel yöntemle ve kemik tomografisi yöntemiyle vücudun en hassas kemikleri olan uyluk başı bölgesi,omurlar ve kol kemiklerinin incelemesi yapılır ve hassas bir şekilde tanı konabilir. Hiç şikayeti olmayan kadınlarda bile menopoza girdiklerinde bir kez ve daha sonra beşer yıllık aralıklarla kemik ölçümü önerilir.Başlamış bir osteoporoz süreci sonucu kaybedilen kemiği yerine geri getirmek zordur.Ancak bazı tedavilerle büyük oranda durdurulabilir.Bunun sonucunda ileri derecede osteoporoz olguları hariç,kırık oluşma riski de önemli derecede azalmış olur.Kalsiyum emilimi yaşla birlikte azalır ve özellikle menopoz sonrası azalma daha belirgin olur.Kalsiyum dengesinin sağlanması osteoporoz engellenmesinde en önemli basamaklardan biridir.Vücuda gıdalarla ya da ilaç verilmesi yoluyla günlük 1000 gram kalsiyum girişinin sağlanması önemlidir. Günde en az 30 dakika olmak üzere,haftada 3 kez vücudu zorlamayan sporlar yapılması menopoz döneminde kemiğin mineral miktarını önemli ölçüde iyileştirir.Sigara ve alkol bırakılmalıdır